Jul
5
Amacını gütmekteydi. Yüksek Öğretimde Paradigma Değişimi
Filed Under Uncategorized | Leave a Comment
YÜKSEK ÖĞRETİMDE PARADİGMA DEĞİŞİMİ
B. Gültekin Çetiner (Dr. Çetiner), Nedim Türkmen ve Oğuz Borat
Özet
Son zamanlarda yüksek öğretimde bir paradigma değişimi (paradigm shift) yaşanmaktadır. Değişen bu paradigmada artık öğretici temelli (instructor based) eğitim yerini, öğrenen temelli (learned based) eğitime bırakmaktadır. Bu makalede eski ve yeni bir anlayıştaki paradigmalarla birlikte yeni paradigmanın Sanal Eğitim (Virtual Education) boyutu tartışılmaktadır.
1. Giriş
Paradigma kısaca herhangi bir alanda yerleşik yazılı ve yazılı olmayan tüm kurallar ve uygulamaların bütününe verilen bir isimdir. Paradigma bir başka deyişle bir modelin, bir bakış açısının, kavrayış ve anlayışın adıdır. Bir paradigma, uzun süren deneyimler ve başarısı kanıtlanmış süreçleri içerisinde barındırabilir. Bu, söz konusu paradigmanın her zaman başarılı olacağı anlamına gelmez. Yeni bir paradigma eskisini geçersiz kılacak şekilde tüm kalıpları yıkarak kendi kurallarını koyduğunda artık eskisi için başarılı olabilecek bir zemin kalmamıştır.
Paradigma değişimi ve felcine ait pekçok yerde verilen klasik örnek Swiss firmasıdır. Bilindiği gibi dünya saat pazarının en büyüğünü tek başına elinde tutan bu firma dijital saati kendisi dünyaya tanıtmasına rağmen çalışırken tıklama sesi duyulmayan bu saatleri barındıran yeni paradigmayı kavrayamadığından veya klasik deyimle paradigma felcine (paradigm paralysis) yakalandığından 1-2 sene içerisinde eski pazar payının tümüne yakınını Japon elektronik saat firmalarına kaptırmıştır.
Paradigma felcine ait diğer örnek olarak IBM firması verilmektedir. Raflarından indirdiği ucuz ve standart (Off-shelf) ürünlerle son kullanıcılar için ilk PC’yi oluşturan IBM, donanım ve yazılım alanında eski paradigmasında takıldığı için yeni paradigmalarla ortaya çıkan bazı firmalar, örneğin PC donanım satışında Dell ve yazılımda (işletim sistemi ekseninde) Microsoft kendi ürettikleri paradigmalarla PC geliştirici bu firmayı geride bırakmışlardır.
2. Eğitimde Paradigmalar
Paradigma değişimi her alanda olduğu gibi bugün benzer şekilde eğitim alanında yaşanmaktadır. Burada yüksek öğretimdeki eski ve yeni paradigmalar üzerinde durmakta fayda vardır. Klasik paradigmada izlenecek öğretim ve eğitim programları, bir dönemde sunulan dersler (kurslar) ve bunlara ait müfredatlar şeklinde hazırlanmaktadır. Program hazırlıklarında veya revizyonlarında öğrencilerin istihdam edilecekleri iş piyasasına danışılmamakta veya sanayi ve hizmet sektörünün istek ve beklentilerine dikkat edilmemektedir.
Her bir program içerisindeki değişik kurslar (dönem dersleri), içerikleri ve kredileri akademik bir hiyerarşi içinde tanımlanmaktadır. Hatta bazı üniversitelerde kurslar, diğer program akademisyenlerinin, ilgili sektör kaygısı taşımayan daha ziyade kendi ders potansiyellerini korumayı hedefleyen yoğun değişiklik isteklerine maruz kalabilmektedir. Bu yapıdaki bir programda her ne kadar seçimli bir takım kurslar yer alsa da öğrenciler için genellikle katı bir program sunulmuş olmaktadır; ayrıca öğrencilerin amaçları ve düzeyleri göz ardı edilmektedir. Özellikle müşteri durumundaki iş piyasasının isteklerinin programlara yerleştirilmesinde ve kursların bu şekilde tasarımında her zaman için problemlerle karşılaşılmıştır.
Klasik paradigmanın diğer problemi, öğrencileri sanki aynı kalıptan çıkmış kabul etmesi ve bir dönem boyunca haftalara dağıtılan derslere senkronize şekilde sokmasıdır. Daha önceki alt yapısı, ilerleme hızı veya amaçları nedeniyle kursta çok hızlı yol alabilecek öğrencilerle çok yavaş veya yetersiz öğrenciler aynı anda aynı derslere maruz kalmaktadır.
Senkronize eğitim klasik paradigmanın en yaygın kurallarındandır. Optimum öğrenme zamanının her bir öğrenci için farklı olması nedeniyle senkronize eğitim, öğrenme verimliliği açısından bir problemdir.
Öğrenme verimliği, öğreticinin zamanının ne kadarını hangi ve kaç kredilik kurs için harcadığı değil, geçen toplam zamanda ne kadar öğrenme (tanımlanan belli bilgi ve yeteneklerin edinildiğini göstererek) gerçekleştirdiği ile ilgilidir. Öğrenme verimliliğini artırmak için öğrencinin belli bilgiyi ve beceriyi öğrenmek için geçirdiği zamanı kısaltmak gerekmektedir.
Öğrencinin amacını gerçekleştirebileceği veya istekli olduğu kursları istediği zamanda almasının verimliliği artıracağı açıktır. Klasik paradigmada, belli krediyi tamamlamadan mezun olamadığından bir öğrenci kendi zamanına uygun olan ve açılması muhtemel herhangi bir kursu alarak mezun olabilme yoluna gidebilmektedir. Böyle bir seçimde öğrenme verimliliği ne derece sağlanabilir?
Klasik paradigmada en çok savunulan konulardan biri öğretici (instructor) temelli sınıflarda öğrenciyle karşılıklı etkileşimin (interactivity) yüksek olması gerekçesidir. Burada göz önünde bulundurulması gereken nokta bu etkileşimin oranı, kalitesi ve etkileşim sonucunda oluşacak öğrenmedir. Etkileşimin kalitesinin artırılması için gerekli multimedya donanımının maliyetler nedeniyle tüm derslikler düzeyinde kullanılamaması önemli bir problemdir.
Bir bilginin iletilmesinde başlıca faktörlerler
- bilgiyi ileten,
- alıcı,
- bilginin iletildiği platform veya altyapı (medya) ve
- mesajın kendisidir.
Bu noktada alıcı durumda olan öğrenicilerin konuya odaklanmış durumda veya mesajı algılayabilecek seviyede olması gerektiğinden senkronize eğitimde etkileşim sonucunda elde edilebilecek öğrenme verimliliği de düşecektir. Geleneksel öğretim ve eğitimde öğreticilerin “o kadar çok kapsanacak konu var ki hiçbir dönem tüm konuları bitiremiyorum” şeklindeki şikayetleri sıklıkla duyulmaktadır. Burada problem şudur, kapsanacak konular belki öğrenci mezun oluncaya kadar güncelliğini yitirecek veya yeni teknolojiler nedeniyle eskimiş ve kullanışsız (obsolete) hale gelecektir.
Bilginin hızla güncellendiği ve bilgiye erişimin hızına hiçbir üniversite kütüphanesinin erişemeyeceği bilişim çağında yaşanıyor artık. Ders içeriğine çok fazla konu katma yerine öğrenciye her ders için belirli amaçlar tanımlayıp bunları öğrencinin istediği şekilde elde etmesinin yolunu açmak daha anlamlı görünüyor. Burada çıktı amaçlı eğitim (outcome based education) kavramı gündeme geliyor. Çıktı amaçlı eğitim, geleneksel öğretim ve eğitim paradigmasında kurs tasarımı aşamasında yararlanılabilen bir kavram olmasına karşın öğrenici temelli yeni paradigmayla daha çok uyuşmaktadır.
Paradigma artık öğretici temelli eğitimden öğrenen temelli bir paradigmaya doğru değişmektedir. Geleneksel paradigmanın önemli özellikleri büyük yatırım maliyetlerini ve alıcı konumdaki kişilerin (öğrenciler) belli zaman ve mekanlarda belli yerlerde bulunmasını gerektirmesidir.
3. Bilişim Devrimi ve Yeni Paradigma
Eski paradigma tarım toplumundan sanayi toplumuna geçiş sonrası ortaya çıkan bir eğitim şeklidir denilebilir. Üretim sektörünün yaygın olduğu bu modelde üretim, girdileri (ham madde) belli dönüştürme kaynaklarını (emek ve makine) belirli süreçler içinde kullanarak fiziksel bir ürünü ortaya çıkarma şeklinde gerçekleşir. Ortaya çıkan ürün ekonomik bir katma değeri içermektedir. Bunu ortaya çıkarabilmek için çoğunlukla yüksek yatırım ve işletme maliyetlerine ihtiyaç vardır. Oysa bugünkü bilişim çağında, örneğin yeni mezun zeki bir programcı yalnızca klavye kullanarak yepyeni bir bilgi üretmek suretiyle dünya üzerinde herkesin satın alacağı bir fikri yazılım haline getirebilir. Sonuçta ortaya çıkan ürün fiziksel bir şey değildir. Ürünün tekrar üretilme maliyeti bir CD veya disk ücreti kadardır. Oysa ortaya çıkan değer diğer üretimdekilerle karşılaştırılamayacak kadar fazladır. Gelişmiş ülkelerde hizmet sektörünün çok daha gelişmiş olduğunu ve sanayi üretiminin gelişmekte veya gelişmemiş olan ülkelere doğru kaydığını görmekteyiz.
Bilişim devrimi yüzünden bilgi çok hızlı
- üretilmekte,
- yayılmakta ve
- güncellenmektedir.
Artık ne üniversite kütüphaneleri ne de ders içerikleri ve programların mevcut paradigma ile yeni paradigmanın karşısında durması mümkündür. Eski paradigmanın karşısındaki güç aslında bilişim devriminden başkası değildir. Artık mevcut yüksek öğretimdeki pek çok anlayışın yeniden sorgulanması ve değiştirilmesi gerekiyor.
Giriş kısmında bahsedildiği üzere paradigma felcinden kurtulabilmek için mevcut paradigma içindekilerden yardım alabilmek zor görünmektedir. Çünkü paradigmanın içindeki kişilerin, uzun süren deneyimler sonucu oluşan alışkanlıklarından, anlayışlarından paradigmanın en güçlü olduğu bir dönemde kurtulmaları çok zor görünmektedir.
Yeni paradigmaların çıkış zamanı da genellikle eski paradigmanın en güçlü olduğu zamana dayanmaktadır. Örneğin Swiss firması yeni dijital saatin Japon fimalarınca satılmaya başladığı yıl %80’e yakın dünya pazarını elinde bulunduruyordu.
Paradigma değişiminin eski paradigma yöneticilerinden çıkışının zor olması nedeniyle genelde dışarıdan gelen paradigma öncülerine (paradigm pioneers) ihtiyaç bulunmaktadır. Paradigma öncülerinin pekçok önemli özellikleri olmakla birlikte genellikle aşağıdaki gruplar aday olarak gösterilmektedir [1]:
a) Farklı ve yeni bir eğitim sürecinden gelen yeni mezun gençler
b) Alan değiştiren, yeni alanlara kayan yaşlı ve deneyimli gelişmeye açık kişiler (lifelong learners)
c) Bağımsız ruhlu kişiler. Bunlar eski paradigmanın içinde olan fakat bağımsız düşünebilen kişilerdir. Genellikle Maverick olarak adlandırılırlar. Maverick ismi pokerde büyük bir sığır sürüsü kazanıp beklentilerin aksine bu sürüyü ticari olarak değerlendirmeyip salıveren kişinin adından gelmektedir.
d) Herşeye burnunu sokan, bilmediklerini tamir etmeye veya kurcalamaya bayılan, her konu hakkında bilgi sahibi olmaya çalışan kişiler (tinkerer).
Yukarıdaki gruplara bakıldığında tek tipçi bir eğitim anlayışının yeni paradigmalar üretebilen fertler oluşturmasının çok zor olduğu söylenebilir. Paradigma öncüleri yeni bir oyunun kurallarını koyan kişilerdir.
Öğrenen temelli eğitim (learner based education) olarak adlandırılan yeni paradigma sanal eğitim (virtual education), uzaktan eğitim (distance education) veya karışık öğrenme (blended learning) ile birlikte geleneksel eğitim sisteminde paradigma değişimine yol açacağa benzemektedir. Geleneksel paradigmaya takılı kalmış eğitimcilerin sorgulamadan “uzaktan veya online eğitime inanmıyorum” şeklinde kesip attığı bu yöntemler pekçok kurum tarafından çeşitli şekillerde uygulanmaktadır.
4. Yeni Bir Paradigma
Öğrenmek için yer ve zaman sınırlayıcı olmaktan çıkmış olup, artık insanlar aradıklarına internet ve araçları sayesinde çok çabuk ulaşabiliyor. Birçok büyük üniversite ve eğitim kurumu uzaktan eğitim ile pekçok programlarını dünyanın her yanındaki insanlara ulaştırmaktadır. Burada bilişim devriminin imkanlarından faydalanacak bir uzaktan eğitim sistemini içeren yeni bir paradigmaya ait bir takım özellikler tanımlanmaktadır. Bu özellikler uygun bir yazılım ile desteklenmek suretiyle pilot proje şeklinde gerçekleştirilebilir.
Yeni paradigmanın en önemli özelliği tüm sorumluluğun öğrenci üzerinde olmasıdır. Öğrenci, tüm sistem içerisinde amacına ve programlarda belirtilen kursların amaçlarına uygun olarak istediği programdan kurs seçimi yapabilir. Programdaki her bir kurs tasarımı içerisinde kursun amaçları belirlenmiş olmalıdır.
Öğrenen temelli (learner based) bu sistemde her bir program/kurs tasarımı sırasında, konu başlıkları belirli amaçları/çıktıları gerçekleştirecek şekilde belirlenir. Program amaç ve çıktıları özel olarak veya ABET (Accreditation Board for Engineering and Technology) [2] gibi kaliteyi denetleyen birtakım kuruluşların kriterlerine veya kurumun kendisinin tanımladığı ihtiyaçlara göre belirlendikten sonra konu başlıkları program amaç çıktılarına karşı gelecek şekilde aşağıdaki örnekte görüldüğü üzere matris haline getirilir.
5. a-k ABET Kriterleri
Örnekler
Kriter a (Outcome a): Matematik, bilim ve mühendislik bilgisini uygulama yeteneği. (An ability to apply knowledge of mathematics, science, and engineering)
Kriter k (Outcome k): Çeşitli teknik, yetenek, ve modern mühendislik araçlarını mühendislik pratiğinde uygulama yeteneği (An ability to use the techniques, skills, and modern engineering tools necessary for engineering practice)
Yukarıdaki matriste satırlardaki konular ve sütunlardaki kriterlerin kesişimindeki hücrelere 1’den 6’ya kadar puan verilir. Puanlar Bloom [3] tarafından tanımlanan taksonomik seviyelere karşılık gelmektedir. 1, öğrenmenin en alt seviyesi olan bilgi (knowledge) ve 6, en üst seviye puanla yani değerlendirme (evaluation) seviyesi şeklinde ifade edilir. Bloom Taksonomisine göre seviyeler ve anlamları aşağıda açıklanmaktadır.
- 1. Bilgi (Knowledge): Daha önceki öğrenilen bilgiyi hatırlama. Öğrenmenin en alt seviyesidir. Ezbere dayanabilir. Bilgi seviyesinin var olduğunu anlamak için öğrenciye sorular yöneltilirken kullanılacak bazı fiiller:
Düzenle (Arrange), Tanımla (define), Tekrarla (Repeat), Seç (Select)
- 2. Kavrama (Comprehension): Bilginin anlamını yakalama. Bilgiyi kavrama ve kendi ifadeleriyle yeniden anlatabilme.
Örnek Fiiller: Sınıflandır (Classify), Savun (Defend), Tartış (Discuss), Açıkla (Explain), İfade et (express), Genişlet (extend), Örneklendir (give examples), Özetle (summarize)
- 3. Uygulama (Application): Bilgiyi gerçek hayata uygulama
Sorulardaki örnek fiiller: Uygula (apply), Göster (demonstrate), Değiştir (modify), Çöz (solve), Kullan (use)
- 4. Analiz (Analysis): Nesneleri veya fikirleri daha basit bileşenlerine ayırma ve bileşenlerin birbiriyle nasıl bağlandığını ve çalıştığını görme
Fiiller: Analiz et (Analyze), Kategorize et (Categorize), Ayrıştır (discriminate), Modelle (model), Sorgula (Question), Test et (Test)
- 5. Sentez (Synthesis): Farklı fikir ve bileşenleri yeni bir bütünleşik fikir haline getirebilme.
Fiiller: Yeniden inşa et (reconstruct), Planla (Plan), Tasarla (design), birleştir (compose), yeniden düzenle (rearrange), geliştir (develop)
- 6. Değerlendirme (Evaluation): Delillere, göstergelere veya dışarıdan gelen birtakım kriterlere göre yargı yürütebilme, değerlendirme.
Fiiller: Seç (Choose), Karşılaştır (compare), Sonuçlandır (Conclude), Açıkla (Explain), Gerekçelendir (Justify), Değerlendir (Evaluate)
Her bir kurs için matrisler benzer şekilde hazırlanır. Bir kurstaki konuların ortalaması 3’ü geçiyorsa bu kurs öğrenciyi en az uygulama (Application) seviyesine çıkarabilir demektir. Eğer ortalama 1 ise bu kurs öğrenciyi ancak (Knowledge) seviyesine çıkarabilir demektir. Bütün kursların aynı şekilde ortalaması alındığında öğrencinin Bloom taksonomisinde üst seviyelere çıkabiliyor olması gerekir. Kurslar bu şekilde tasarlandıktan sonra öğrenci çıktılarının ölçülmesi önem arzetmektedir. Bu amaçla kurs matrisindeki değerlere göre yapılacak ölçme ve değerlendirme testlerine ihtiyaç bulunmaktadır. Öğrencinin matristeki beklenen çıktıları ne derece sağladığını anlayabilmek için yapılacak tüm quiz, ödev, proje gibi testlerin matriste belirtilen çıktılara göre hazırlanması gerekmektedir. Aşağıdaki tabloda matriste tanımlanan çıktıları test etmek için kullanılabilecek bazı soru örnekleri gösterilmiştir. Sınavları hazırlarken geliştirilecek bir yazılım hangi tipte sorular sorulması gerektiği hakkında yardımlar üretmelidir.
Tablo 1. Bir derse (Mühendislik Yeönetimi Dersi) ait çıktıları ölçmek belirli kriterleri (bu örnekte ABET) belli seviyelerde (Bloom Seviyesi) ölçmek için soru örnekleri
Mühendislik Yönetimi Dersi Amaç Matris çıktısını ölçmek için Örnek Sorular Ölçülen
ABET Kriteri Ölçülen Bloom Seviyesi
Bir mühendislik kurumunda yöneticiler tarafından kullanılabilecek bilimsel yöntemleri maddeler halinde yazarak tanımlayınız a 1
(Bilgi)
Aşağıda verilen karar verme problemini, karar ağacı (decision tree) yöntemini uygulayarak çözünüz. a 3
(Uygulama)
Bir işletmede yöneticiler, risk altında karar verecekleri zaman hangi yazılımları kullanabilirler? k 2
(Kavrama)
Aşağıda ayrıntılı olarak tanımlanan karar verme probleminde hangi yazılım araçlarını seçersiniz? k 4
Analiz
Kurslar tasarlanma esnasında belli kriterlere göre (örneğin ABET) çeşitli seviyelerde çıktıları üretmek üzere konular belirlendikten ve hangi ölçümle (quiz, test, yazılı, ödev vs) öğrencinin test edileceği tanımlandıktan sonra belirlenen tarihlerde sınav soruları bir soru tabanından çekilerek otomatik hazırlanabilir.
Bu kurs tasarım sistemi bir uzaktan eğitim sistemine entegre edilerek çalıştırılabilir. Böyle bir durumda online quiz, ödev gibi araçlarla sonuçlar otomatik değerlendirilip her bir öğrenci için elektronik portföy (portfolio) oluşturulabilir. Böylece belli kursları alan öğrenci sonunda, hangi kriterleri ne ölçüde bitirip mezun olduğu sorgulanabilir.
Çıktı temelli bir eğitim sisteminde uzaktan eğitimin sağladığı tüm imkanlar ve aktivitilerden yararlanılabilir. Bunlar;
- a. Kursla ilgili her türlü sunu, multimedya dosya, başka sayfalara link gibi kaynak dosyalar (Resources). Bunlara isteyen öğrenci istediği zaman ve mekanda ulaşabilir.
- b. Ödevler (Assignment). Online veya offline teslim edilen ödevler, projeler
- c. Sohbet odaları (chat rooms). Çeşitli konularda öğretici-öğrenci ve öğrencilerin kendi arasında canlı tartışma ortamları. İnteraktivitenin yoğun kullanılabileceği ortamlar. Geleneksel sınıf ortamına göre üstünlüğü, herkesin kendi amacına ve seviyesine göre istediği odayı seçme şansı mevcuttur.
- d. Forumlar (Forums). Sohbet odalarının çevrim dışı şekli denilebilir. Sınırsız sayıda forum konuları oluşturulup isteyen istediği foruma üye olup tartışmalara katılıp amaçlarına uygun şekilde kendini geliştirebilir.
- e. Genel kavramlara ait sözlükler (glossaries). Her kurs için oluşturulacak bu sözlüklerde teknik terimler, dersle ilgili çeşitli kavramlar açıklanabilir. Örneğin forum veya sohbet sırasında bu kavramları bilmeyen kişiler çeşitli fontlarla ve kısa yollarla bu sözlüklere ulaşabilirlerse büyük yararlar sağlar.
- f. Kurs dosyası (Journal) Öğrencilerin kursu takip sırasında tuttukları dosyalar, aldıkları küçük veya büyük notlar. Bunlar kurs sonunda değerlendirme amaçlı kullanılabilir. Öğrencinin takibi açısından çok faydalıdır.
- g. Dersler (Lessons) Öğrencilerin asenkron olarak istediği zaman adım adım çeşitli konuları öğrenmek için kullanacağı kaynak dosyalar. Zengin multimedya destekle canlı dersten daha etkili olabilir. Örneğin, tıpla ilgili bir kursta gerçek bir ameliyat sırasında çekilen ve adım adım açıklamalarla desteklenmiş bir video dosyası gibi. Adım adım ders anlatım sırasında ileri geri tuşlarıyla öğrencinin istediği konuya gidebileceği şekilde, veya her konu sonunda kısa quizlerin başarıyla geçilmesi halinde bir sonraki kursa devam edilebilecek şekilde tasarlanabilir.
- h. Quizler. Bunlar, çoktan seçmeli, sayısal tek cevabı içerecek, yanlış doğru, veya doldurmalı olmak üzere çok çeşitli tiplerde tasarlanabilir. Her bir soru Bloom taksonomide hangi seviye ve hangi çıktıyı ölçmekte kullanılacağı kategorize edilerek soru bankasına yerleştirilirse online bir quizin hazırlanması birkaç dakikayı geçmez. Sonuçların değerlendirilmesi tam otomatiktir veya çok kısa zamanda gerçekleştirilir.
- i. Tarama (survey) Öğrencilerden zaman zaman geri beslemede kullanılabilecek bilgileri almak amacıyla kullanılan araçlardır.
- j. Wiki (What I know is ..) şeklinde herkes kendisine ait bir yer açarak istediği şekilde başkalarının kullanımına açabilir.
- k. Online kurslarda otomatik yoklama dahi yapılabilir (attendance). Etkileşimin her türlüsü loglarda tutularak öğrencinin sisteme hangi zamanlara girdiği, ne kadar kaldığı hangi dersi ne kadar sürede tamamladığı, quizleri ne kadar sürede tamamladığı, hangi forumlarda ve sohbetlerde yer aldığı hepsi takip edilebilir. Ayrıntılı istatistikler her bir öğrenci ve topluca yapılabilir.
- l. Takım çalışması çok önemli çıktılardan birisidir. Online bir kursta çalışma grupları oluşturulup bunların takibi daha rahat yapılabilir. Grupların aktivitelere nasıl katıldığının, neler yaptığının ayrıntılı istatistikleri tutulabilir.
Uzaktan eğitimde hazırlanan her kursun amaçları ve istediği çıktılar kursun tanım sayfasında yer almalıdır. Böylece öğrenci kendi amaçlarına uygun olan bir kursu seçebilecektir. Öğrenci zaman, mekan ve hatta kurs sınırı olmadan istediği bir kursu alabilmelidir. Kurs seçiminde mümkün olduğunca geniş bir yelpazede seçim yapabilmelidir. Eğer program/kurs tasarımı mükemmel hazırlanmış ise zorunlu derslerin kaldırılması da mümkündür. Örneğin, bir program çıktı tanımında ABET kriterlerini seçmiş olsun. ABET a Kriteri, öğrencinin matematik, bilim ve mühendislik bilgisini uygulama yeteneğini sorgulamaktadır. Eğer öğrencinin bu kriteri kendi seçtiği çeşitli kurslarda uygulama seviyesinde sağlaması isteniyorsa matematik dersi zorunlu olmasa bile amacını sağlamak için öğrenci gidip ilgili dersi alacaktır veya bunu bir şekilde öğrenecektir. Çünkü amacını gerçekleştirmesinin yolu ilgili çıktıyı sağlamaktan o da ilgili matematik konusunu öğrenmekten geçmektedir. Dikkat edilirse burada sorumluluk öğrenen üzerindedir. Burada önemli nokta, öğrenciye amaçlarını gerçekleştirmesi yolunu kolaylaştırmaktır. Bu anlamda öğretici (instructor) kavramı yerini kolaylaştırıcıya (facilitator) bırakmaktadır. Ayrıca klasik paradigmadaki yıl veya dönem kavramı da geçersiz olmaktadır. Çünkü bu çıktıları sağlama süreci kişiden kişiye değişir. Bazıları için bu süreç 2, bazılarına göre 5 yıl olabilir. Önemli olan öğrencinin çıktıları sağladığı anda mezun olabilmesidir. Öğrencinin amaçları ve program çıktıları, uzaktan eğitim sistemlerindeki asenkron şekilde kolaylaştırıcıların kontrolünde verilen yukarıda bahsedilen aktivitelerle sağlanabilir.
Uzaktan eğitim pekçok program için öğrencilerin tamamen online faydalanabilmesine açık olabildiği gibi sertifikalı bazı programlar ile pratik eğitimi gerektiren programlarda, örneğin mesleki eğitim (vocational training), sonradan bir kampüs eğitimini kapsayabilir. Önceden teorik ve pratik eğitimin bir kısmını multimedya desteğiyle alan öğrenciler daha sonra uygulamayı öğrenmek veya pekiştirmek amacıyla pratik eğitimlerini belli bir merkezde tamamlayabilir.
6. Sonuç
Eğitim alanında yaşanan paradigma değişimi tanımlanarak, çıktı temelli yeni paradigmaya göre bir kurs tasarım sistemi tanımlanmış ve uzaktan eğitimin yeni paradigmayla bazı ilişkileri tartışılmıştır.
Kaynakça
1. Barker, J.A. Paradigms: The business of discovering the future. New York: Harper Business / Harper Collins Publishers. (ISBN: 0-88730-647-0), 1993
2. ABET (Accreditation Board for Engineering and Technology), www.abet.org
3. Bloom BS, Englehart MD, Furst EJ, Hill WH, and Krathwohl, Taxonomy of Educational Objectives: Handbook 1: Cognitive Domain, New York: Longman, 1956
Orijinal Makaleler
Orijinal Makaleler Bloglar adresinde aşağıdaki bağlantılardan bulunabilir.
- Yüksek Öğretimde Paradigma Değişimi
- Paradigm Shift in Higher Education
Jul
5
Hesaplarınde değerlendirilir. Hastalıkların Uluslararası Sınıflaması
Filed Under Uncategorized | Leave a Comment
“Hastalıkların Uluslararası Sınıflaması”, uluslararası düzeyde İngilizce olarak International Classification of Diseases ya da kısaca ICD olarak kullanılan tanımlamanın dilimizdeki karşılığıdır. Aslında “Hastalıkların Uluslararası Sınıflaması” tanımı da bir kısaltmadır. Tam şekli ise “Hastalıkların ve İlgili Sağlık Sorunlarının Uluslararası İstatistiksel Sınıflaması”dır (International Statistical Classification of Diseases and Related Health Problems).
Bir hastalık sınıflandırması, hastalık isimlerinin kesin kriterlere göre bir araya getirilmesinden oluşan bir kategoriler sistemi olarak tanımlanabilir. Tamamen teorik bir açıdan bakılırsa, hastalıkları çeşitli eksenlerde, örneğin etkilenen vücut kısmına göre (topografi), nedene (etiyoloji), dokudaki patolojik değişikliğin tipine (morfoloji) ya da sonuçta ortaya çıkan fonksiyonel anormalliğe göre sınıflama yapmak mümkündür. Sınıflandırmalar bu eksenlerden birine ya da diğerine dayanarak şekillendirilebilir. Fakat pratikte, hastalıkların vücudun birden fazla bölümünü etkileyebilmeleri, bazı hastalıkların nedeninin bilinmemesi ve bazı patolojik değişikliklerin özgün olmaması gibi nedenlerle hiçbir eksen tek başına yeterli değildir. Alternatif olarak, her bir hastalığın birkaç eksene göre sınıflandırıldığı, çok eksenli bir sınıflandırma kurulabilir ancak bu durum hastalığın tüm kriterlere göre tanımlanmasını gerektireceğinden kullanımı zorlaştırır.
Hastalıkların istatistiksel sınıflandırması, hastalık verilerinin kullanıcı tarafından kolayca değerlendirilip incelenebileceği bir formda sunulmasına gereksinim duyar. O halde, kullanışlı ve anlaşılır bir enformasyon elde edebilmek için, hastalıkların sistemli ve anlamlı bir şekilde düzenlenmesi gereklidir. Bu amaçla, tamamen teorik bir yaklaşım yerine pratik bir yaklaşımda bulunmak en uygun yoldur ve ICD’nin geliştirilmesinde bu yaklaşım göz önüne alınmıştır. ICD, etioloji, topografi vb. kökenli sınıflandırma ile araştırmalar, hasta kayıtları ve yönetim için gereksinim duyulan uzlaşma noktalarının sağlandığı bir sınıflamadır.
ICD, istatistiksel bir sınıflamadır ve bu noktadan hareketle yola çıkmaktadır. Burada ICD’nin getirdiği istatistiksel sınıflama ile tıp kitaplarında bölüm başlarında bulunan hastalık sınıflandırmaları arasındaki ayrımı belirlemek gerekir. Burada, genellikle birbiri ile karıştırılabilecek durumlarla etkenlerinin farklılığına göre düzenlenmiş bir hastalık grubu değerlendirilir. İstatistiksel sınıflamada ise birbirine benzer hastalık veya durumlar bir araya getirilip, taşıdıkları öneme göre sınıflandırılmaktadır. Buna ek olarak her hastalık için o hastalığa özgü bir kod kullanılmaktadır. Bu yapısı sayesinde ICD, gerek sağlık hizmetlerinin yönetimi, gerekse epidemiyolojik çalışmalarda kullanım kolaylığı sağlamaktadır. Hasta takibi, hasta kayıt ve arşivlerinin tutulması ve bunlara erişim, kaynak yönetimi gibi idareye yönelik kullanımının yanı sıra hastalıklarla ilgili istatistiksel çalışmalar ve uluslararası niteliği sayesinde ülkeler arasında sağlıkla ilgili karşılaştırmalar yapma olanağı da vermektedir. Buradan da anlaşılacağı üzere ICD’nin önemli bir fonksiyonu da hastalıklara uluslararası ortak bir dil kazandırmaktadır.
Bunlara ek olarak ICD, hastalık ve ölüm kodlamalarında getirdiği bazı uluslararası kural ve hatırlatmalarla hastalık tanısının yazılması ya da ölüm nedeninin belirtilmesinde kayıtların mümkün olduğu kadar doğru tutulması konusunda dolaylı bir katkıda da bulunmaktadır.
Tarihçe
Hastalıklarla ilgili istatistik çalışmalarının geçmişi 300 yıl öncesine kadar dayanmaktadır. İlk etkin çalışma 17. yüzyılın sonunda İngiltere’de John Graunt’un hazırlamış olduğu ölüm verileri ile ilgili London Bills of Mortality adlı çalışmadır. Graunt bu çalışmasında, ölüm kayıtlarında ölen kişilerin yaşlarının yazılmadığı tarihlerde, 6 yaşın altında ölen çocukların oranını hesaplamaya çalışmış ve o günün koşullarına göre oldukça iyi bir tahminde bulunmuştur. Graunt bu hesaplamayı yaparken, ölüm nedenlerinin çocuklar için de benzer olduğu varsayımından hareket etmiştir.
Hastalıkların sistematik bir şekilde sınıflandırılması ile ilgili gelişmeler ise 18. yüzyılda başlamıştır. Bugünkü mevcut sınıflamanın yapısı büyük ölçüde İngiltere Genel Kayıt Bürosunda ilk tıbbi istatistik uzmanı olarak çalışan William Farr’ın çalışmalarına dayanmaktadır. Yüzyılın 2. yarısında çalışmalar hastalık terminolojisi ve bunların kullanımında uluslararası birlikteliğin sağlanmasına odaklanmıştır. Bu dönemlerde dikkati çeken üçüncü bir nokta da hastalıkların istatistiksel sınıflamasının uluslararası önemi olmuştur.
Uluslararası İstatistik Enstitüsü, 1891 yılında Jacques Bertillon başkanlığında ölüm nedenleri ile ilgili yeni bir sınıflama hazırlanması için bir komite kurmuş, bu komitenin yapmış olduğu çalışmalar 1893 yılında bitirilmiş ve önerileri Enstitü tarafından kabul edilmiştir. Sınıflama, genel hastalıklar ile belli bir organ ya da anatomik bölgeye özgü hastalıkların birbirinden ayrılması ilkesine dayanmaktadır. Bu çalışma başlangıçta “Bertillon Ölüm Nedenleri Sınıflaması” olarak adlandırılmış ve birçok Avrupa, Kuzey ve Güney Amerika ülkelerinde kullanılmaya başlanmıştır.
1900 yılına Fransa hükümeti, ‘Ölüm Nedenleri Uluslararası Sınıflaması’nın (Bertillon Ölüm Nedenleri Sınıflaması) revizyonu için çağrıda bulunmuş ve bu girişim yaklaşık 10 yılda bir yapılan revizyon konferansları serisini başlatmış ve bugün onuncu revizyon olan ICD-10′a kadar ulaşılmıştır. 1948 yılında kurulan Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), 6. konferanstan bu yana Hastalıkların Uluslararası Sınıflamasından sorumlu olmuştur.
Bu tarihsel gelişim süreci içinde, bazı dönemlerde ICD yapı ve içeriğinde önemli değişiklikler gerçekleştirilmiştir. Bunlardan birincisi, önceleri sadece ölüm nedenlerini kapsayan sınıflamaya hastalık nedenlerinin de dahil edilmesidir. 1938 yılında yapılan 5. konferansta morbidite istatistikleri için hastalık sınıflamasına olan gereksinim dile getirilmiş ve 1948 yılındaki 6. konferans “Ölüm Nedenleri ve Hastalıkların Uluslararası Listesi”nin revizyonu amacıyla toplanmıştır. Bu konferansta hem mortalite hem de morbidite ile ilgili kapsamlı bir liste kabul edilmiştir. Bununla beraber ölümün temel nedenini seçmede uluslararası kurallar getirilmiş, hayatı istatistikler ve sağlık istatistikleri alanında uluslararası işbirliğinin sağlanması konusunda önerilerde bulunulmuştur.
Önemli değişikliklerin bir ikincisi de 1975 yılında kabul edilen 9. revizyonda gerçekleşmiştir. Bu değişiklikler, daha spesifik kodlama için belli bazı kodlara isteğe bağlı 5. bir basamak dahil edilmesi, neoplazmların morfolojileri ile ilgili ayrı bir kod grubu (M kodları) oluşturulması, bazı tanısal durumlarda isteğe bağlı çift kodlama sisteminin getirilmesi ve akıl hastalıkları ile ilgili her bir kategorinin içeriğinin açıklanmasıdır. Bu sonuncusunun nedeni, akıl hastalıklarında uluslararası kabul görebilecek bir terminolojinin bulunmasındaki güçlüktür. ICD-9 kitapçığı 1977/78 yıllarında basılmış ve pek çok ülkede kullanıma girmiştir.
Üçüncü önemli değişiklik de, 1989 yılında Cenevre’de toplanan 10. uluslararası konferansta kodlama sisteminde yapılan köklü değişikliktir. DSÖ 1991 yılında ICD-10′un yayınlanmasını kabul etmiş, 1994 yılında da uygulamaya geçirilmesini planlamıştır.
Ayrıca bakınız
- ICD-10
- ICD-9
- ICD-10 online (english) Official website of WHO
- Classifications online (english) Official website of WHO
Jul
5
Olmak amacını gütmekteydi. Feldspat
Filed Under Uncategorized | Leave a Comment
Feldspat, bir mineral grubu.
İçeriğindeki elemente göre kendi içinde potasyumlu, sodyumlu ve kalsiyumlu olmak üzere üç gruba ayrılan feldspatlar fiziksel yapıları bakımından benzerlik gösterirler. Çoğunlukla triklinaldirler.
Sertlikleri 6′dır ve özgül ağırlıkları 2,5 - 2,6 civarındadır.
Özellikle sodyum ve potasyumlu feldspatlar olmak üzere,dünya feldspat üretiminin % 60′ı cam, % 35′i seramik sanayiinde, % 5′i kauçuk, plastik ve boya sanayilerinde dolgu malzemesi olarak kullanılır. Doğada karışım kristaller halinde bulunmaları, doğadaki yaygınlıklarına karşın, az sayıda oluşumun cam ve seramik sanayiine uygun oluşuna yol açmıştır.
Ayrıca bakınız
- Albit
- Anortit
- Kalkosodik
- Ortoklas
- Plajioklas
- Andezin
- Oligoklas
Jul
4
Bankası’nın hakim Eskipazar, Karabük
Filed Under Uncategorized | Leave a Comment
Eskipazar Karabük’ün bir ilçesidir. Eskipazar’a 3 km. uzaklıkta Hadrianopolis antik kenti bulunmaktadır.
İlçenin Genel Kültür Dokusu :
İlçemiz ve köylerinde Türk Milli kültürü yaşanmaktadır. Sanayileşmenin ve teknolojik gelişmelerin etkisi dışında kalmış olan İlçemiz ve köyleri genel olarak, kapalı toplum özelliği taşımaktadır. Bu durumun tabii neticesi olarak, İlçemiz köylerinde milli gelenekler toplum hayatına hakim bir haldedir. İlçemize bağlı köylerimizde halen köy odaları bulunmakta, geleneksel Türk misafirperverliğinin en güzel örnekleri bu köy odalarında sergilenmektedir. Odalar, sosyal olayların tartışıldığı, düğün nişan, dini bayramlarda çok sayıda insana hizmet etmeğe elverişli mekanlar olarak kullanılmaya devam edilmektedir. Dini inançlar halkın hayatını yönlendirici büyük bir güçtür. Anadolu’nun fethinden bu güne kadar düşman işgaline uğramamış, milli kültürümüzün yaşatıldığı ender İlçelerden birisidir. Büyüklere saygı, küçüklere şefkat ve sevgi yanında sosyal yardımlaşma halen yaşanmaktadır. Gelenek ve göreneklerimizden fazla değişim olmamıştır. Örneğin hala kadınlarımız yoldan geçen bir erkeğin yolunu kesmemek için bekler, erkek geçtikten sonra yoluna giderler. İlçe ve köylerin ortak mallarının yapılmasında, onarılmasında, tamirinde imece usulü ile çalışma elbirliği yaparak işi bitirme, onları koruma, gözetleme halen devam etmektedir, yardımlaşma ve dayanışma sürdürülmektedir. Bu durumun tabii neticesi olarak, gelenek ve görenekler, adet ve ananeler toplum hayatında hakim bir haldedir.
Dış bağlantılar
- Eskipazar hakkında genel bilgiler
- Eskipazar kaymakamlığı resmi web sitesi
- Eskipazar belediyesi resmi web sitesi
- Eskipazar Haberleri
Jul
4
Zorunlu Ganzfeld uyarımı
Filed Under Uncategorized | Leave a Comment
Ganzfeld uyarımı (ganzfeld stimulation) Parapsikoloji laboratuarlarındaki deneylerde denekte duyular-dışı algılamayı harekete geçirmek üzere “duyumsal yoksunluk” sağlanması (duyumsal uyaranların minimum düzeye indirildiği bir ortam sağlanması) olayına verilen addır.
Önceleri vizüel süreç testlerinde kullanılan terim, 1973 yılından itibaren psi testlerindeki uygulamalar için kullanılmaya başlanmıştır. Bu uyarım sayesinde, beş duyusunu kullanamayan deneğe paranormal algılamalar için bir çeşit fırsat ortamı yaratılmakta, denek, zorunlu olarak duyular-dışı algılama alanına itilmektedir. Fakat beklenen paranormal algılamalardan hangisinin oluşacağı bilinmez; yani denekte bir telepati fenomeni de oluşabilir, durugörü de, prekognisyon da.
Parapsikloglar ganzfeld uyarımını sağlamak üzere, “yüzme kabini” veya “izolasyon kabini” denilen,ısısı beden ısısına ayarlı, tuzlu suyla dolu, gürültü ve diğer uyaranlardan yalıtılmış çeşitli kabinler hazırlamışlardır.
Dış bağlantılar
- Ganzfeld deney fotoları
Kaynakça
- Encyclopedia of Mystical& Paranormal Experience, Rosemary Ellen Guiley
Jul
4
Gerçekleştirdikleri Soyuz 9
Filed Under Uncategorized | Leave a Comment
| Görev istatistikleri | |
|---|---|
| Görev adı: | Soyuz 9 |
| Çağrı kodu: | Сокол (Sokol - “Şahin”) |
| Mürettebat sayısı: |
2 |
| Fırlatma: | 1 Haziran 1970 10:00:00 UTC Baykonur LC1, SSCB |
| Dönüş: | 19 Haziran 1970
11:58:55 UTC |
| Süre: | 17gün, 16 sa., 58 dk., 55 sn. |
| Yörünge sayısı: |
288 |
| Periyod: | 88,5 |
| Enöte: | 227 km |
| Enberi: | 176 km |
| Eğiklik | 51,6° |
| Ağırlık: | 6.590 kg |
Soyuz 9, Sovyetler Birliği tarafından gerçekleştirilen insanlı uzay uçuşu. 1 Haziran 1970′te Baykonur Uzay Üssü’nden fırlatıldı. Tarihte tek uzay aracı içinde gerçekleştirilen en uzun uzay uçuşudur, 17 gün 17 saat sürmüştür.
Komutan Andrian Nikolayev ve uçuş mühendisi Vitali Sevastyanov, kendi üzerlerinde muhtelif fizyolojik ve biyomedikal deneyler gerçekleştirdikleri gibi, uzun uzay uçuşunun sosyal yönünü de incelediler. Kozmonotlar çift yönlü televizyon bağlantılarıyla aileleriyle görüştüler, Dünya Kupasını seyrettiler, yer kontrole karşı satranç oynadılar ve bir Sovyet seçiminde oy kullandılar. Uçuş uzayda kalma rekorunu kırdı ve uzayadamlarının Apollo Projesi’ndeki gibi uzunca uçuşlarda uzayda kalmayı başardığı dönemden uzayda yaşanan döneme geçildiğine işaret etti. Soyuz 9′dan sonra uzayadamları uzay istasyonları sayesinde uzayda daha da uzun sürelerle kalabilecekti.
Dünyaya döndüklerinde mürettebatın hayli zayıfladığı görüldü. Uzaydayken bilimsel deneylere ağırlık verdikleri için günlük idmanlarını ihmal etmişlerdi. Eski formlarına kavuşmak için on gün geçmesi gerekti. Vücutlarının uzun süreli ağırlıksızlığa verdiği bu tepki, düzenli idmanın uzay uçuşları için ne kadar önemli olduğunu gösterdi.
Mürettebat
- Andrian Nikolayev (2. uçuş)
- Vitali Sevastyanov (1. uçuş)
Kaynakça
- İngilizce Vikipedi, Soyuz 9 maddesi, 10 Kasım 2006, 11:01 sürümü
Jul
2
Ihracına aracı Cavalier tank
Filed Under Uncategorized | Leave a Comment
Mk VII Kruvazör Tank Cavalier (A24) , Birleşik Krallık ordusu tarafından II. Dünya Savaşı sırasında kullanılan ancak başarısız olan kruvazör tank sınıfında bir zırhlı savaş aracıydı. Tasarım ve üretim aşamasındaki telaş yüzünden üretilen araçlar motor gücü bakımından çok zayıf kaldı ve etkili olamadı. Renkli çizimi
Konu başlıkları |
Tarihi
Cavalier tankı Nuffield firması tarafından Crusader tankının yerini alması için tasarlandı. İngiliz genelkurmayı 1941 yılında yeni bir tanka ihtiyaç duyduğunu açıkladı ve aynı yıl içerisinde firma tasarıma teslim etti.
Cavalier tankı daha deneme çalışmaları tamamlanmadan sipariş verildi. En büyük sorun Amerikan lisansı ile üretilen Liberty motorunun tank için yeterli gücü üretememesiydi. İleride üretilecek Cromwell tankında bu motorun iki katı daha fazla güç üretebilen Rolls Royce Merlin motor kullanıldı.
Bu sebepten ötürü bu tank üretiminin ardından sadece talim tankı veya yedek araç olarak kullanıldı.
Fransız kullanımı
12 adet Cavalier tankı 1945 yılında Fransaya verildi. Bu tanklar Fransa ordusunun 14ncü Piyade Tümenine bağlı 12nci Dragoon Alayında görev yaptı.
Modelleri
Cavalier OP
Adında geçen OP harfleri kısaca Observation Post (Türkçesi→Keşif Devriyesi) anlamına geliyordu. 1943 yılında üretildi. Ana silahının yerine sahte bir top takılıydı. Taretinin içerisinde fazladan telsiz bulunuyordu. Topçu birlikleri için ileri keşif aracı görevini yapmaktaydı.
Cavalier
ARV
Adında geçen ARV harfleri kısaca Armoured Recovery Vehicle (Türkçesi→Zırhlı Kurtarma Aracı) anlamına geliyordu. Çıkartılan taret yerine A tipi çerçeveli vinç kolu takılıydı. Zırhlı destek aracı olarak levazım birliklerinde kullanıldı.
Dış bağlantılar
- WWII Vehicles
- Tankmuseum.co.uk
Ayrıca bakınız
- II. Dünya Savaşı Zırhlı Araç Listesi
Jul
2
Kısa vadeli fon arz ve talebinin karşılaştığı piyasaya “para piyasası” denir. Para piyasasının tipik özelliği kısa vadeli fonlardan oluşması ve vadenin genellikle bir yılı aşmamasıdır.
Para piyasasından sağlanan fonlar kredi olarak işletmelerin dönen varlıklarının finansmanında kullanılır. Para piyasasının araçlarını
ticari senetler; kaynaklarını ise çeşitli mevduat oluşturmaktadır.
Para piyasasının kendi içinde örgütlenmiş ve örgütlenmemiş para piyasası olarak da bir ayrımı yapılabilir. Örgütlenmiş para piyasası bir bankalar sistemidir. Çünkü işletmelerin nakit ihtiyacı çoğunlukla ticari bankalar tarafından karşılanmaktadır. Örgütlenmemiş para piyasası ise banka sisteminin dışında kalan piyasadır. Bankalar dışındaki kişi ve kuruluşlar da bazen işletmelere kısa vadeli fon sağlarlar.
Jul
2
Mehmet Leblebi (1908-1972) Türk futbolcu.
Futbola Galatasaray Lisesi’nde başladı.İlk kez 16 yaşında, 1924 Paris Olimpiyatları’nda, A Milli Takım’da yer aldı.Leblebi Mehmet adıyla Galatasaray’ın sembol futbolcularından oldu.Sağaçıktaki müthiş sürati ile tanındı.1928′de Galatasaray’ın Vefa ile yaptığı ve 20-0 galip geldiği maçta 14 gol atarak rekor kırdı.Galatasaray’da oynadığı 12 yılda 5 İstanbul Ligi şampiyonluğu yaşadı.1924-1932 arasında A Milli formayı 16 kez giydi, 2 gol attı.1935′te futbolu bıraktıktan sonra Galatasaray yöneticiliği ve işletmecilik yaptı.
Jul
1
Pachacutec Inka Yupanqui (Quechua Pachakutiq ) (D.?-Ö.1471), 1438′den 1471′e kadar Cusco Krallığının dokuzuncu Sapa Inca’sıdır. Krallığı İnka (Tahuantinsuyu) imparatorluğuna dönüştürmüştür. Merkezi hükümet ve güçlü liderli, dört yerel hükümet şeklinde federal sistem oluşturmuş, fetih çağını başlatmıştır.
Zamanında krallığını Titicaca Gölü’nden And Dağları’nın orta kesimine kadar genişletmiştir. En önemlisi, İnkalar’ın altyapısını kurmuş ve yeni teknolojilerle ekonumiyi geliştirmiştir. Bununla birlikte iktidarıyla, tarihi olaylar not edilmiş mesela doğum ve ölüm gibi durumlar kayda geçirilmiştir. Kendi kişisel yaşamına dair pek bir bilgi mevcut değildir. Kendinden sonra tahta geçen, oğlu Tupac Yupanqui’dir.
Jun
30
Cari II. Nikolay (Rusya)
Filed Under Uncategorized | Leave a Comment
II. Nikolay ya da Nikolay Aleksandroviç (d. 18 Mayıs 1868 – ö. 17 Temmuz 1918) (Rusça: Никола́й II), Rusya İmparatorluğunun son çarı ve Romanov hanedanının hüküm süren son üyesidir. Bolşevik İhtilali sırasında tahtta bulunan II. Nikolay Bolşevikler tarafından tahttan indirilerek, karısı Aleksandra ve çocuklarıyla beraber idam edildi.
Konu başlıkları |
Çarlık döneminin ilk yılları
Çar III. Aleksandr ile Çariçe Maria Fyodorovna’nın büyük oğluydu. 1 Kasım 1894′te babasının ölümü üzerine tahta çıktı. Tahta çıktıktan hemen sonra halk arasında giderek artan hoşnutsuzluklara, polis baskısını yoğunlaştırarak yanıt verdi.Rusya ile Almanya’nın geleneksel düşmanı Fransa arasındaki ittifaka karşın, Temmuz 1905′te Alman imparatoru II. Wilhelm’le Björkö’de bir ittifak antlaşması imzaladı. Asya’ya kişisel ilgi gösteren ilk Rus çarıydı.Trans Sibirya Demiryolu’nun yapımıyla yakından ilgilendi. Rusya’nın Japonların da toprak sahibi olduğu Kore’deki nüfuzunu korumaya ve güçlendirmeye yönelik girişimleri, Rus - Japon Savaşı’nın (1904 - 1905)başlamasında önemli rol oynadı. Rusya’nın savaşta uğradığı yenilgi hem Nikolay’ın Rusya’yı Çin,Tibet ve İran’ı denetimi altında tutan büyük bir Avrasya imparatorluğu durumuna getirme düşlerinin sonu oldu, hem de halkın hoşnutsuzluğunu artırarak 1905 Devrimi’ne yol açtı.
Duma’nın kurulması
Nikolay, devrimci dalga karşısında 3 Mart 1905′te danışma meclisi niteliğindeki temsile dayalı bir devlet meclisini (Duma) toplantıya çağırmayı kabul etmek zorunda kaldı. Ekim Manifestosu’yla da (30 Ekim 1905) Duma’nın onayı olmadan hiçbir yasanın yürürlüğe konmayacağı, demokratik oy hakkıyla sivil özgürlüklerin güvence altına alınacağı anayasal bir rejime geçileceğine söz verdi. Ama baskı altında verdiği sözleri tutmayı niyeti olmadığından eski gücünü yeniden kazanmak için harekete geçti. Mayıs 1906′da yürürlüğe giren Temel Yasalar’da mutlak yetkilere sahip bir hükümdar olarak tanımlanmasını sağladı. Ayrıca şiddet yöntemleri kullanan ve Yahudi karşıtı propaganda etkinlikleri yürüten Rus Halkının Birliği adlı aşırı sağcı örgütü koruması altına aldı.Ekim Manifestosu’nun yayımlanmasından sorumlu tuttuğu Başbakan Kont Sergei Witte’yi görevinden alıp ilk iki Duma’yı süresinden önce dağıttı. Witte’nin yerine geçen ve 16 Haziran 1906′da ikinci Duma’yı dağıtan Pyotr Stolipin çara sadık ve yetenekli bir devlet adamı olmasına karşın, Nikolay güvenmediği Stolipin’e karşı entrikalar düzenlenmesine ve bunun sonucunda konumunun sarsılmasına göz yumdu.
I. Dünya Savaşı ve Nikolay’ın otoritesini kaybetmesi
Uzakdoğu’ya ilişkin yayılmacı planları Japonlarca engellenen Nikolay, dikkatini Balkanlar’a çevirdi.Avusturya arşidükü Franz Ferdinand’ın Saraybosna’da öldürülmesinden sonra savaşı engelleyebilmek için yoğun diplomatik çaba harcamasına karşın, ordudan gelen baskılara karşısında 30 Temmuz 1914′te genel seferberlik ilan etmek zorunda kaldı. I. Dünya Savaşı monarşiye geçici olarak güç kazandırdıysa da, Nikolay halkının kendisinden beklediği şeylerin hiçbirini yapmadı.
Nikolay, karısı Aleksandra’nın kışkırtmasıyla, 5 Eylül 1915′te babasının kuzeni Prens Nikolay’ı görevden alarak başkomutanlığı bizzat üstlendi. Nikolay askeri kararlara gereksiz müdahalelerde bulunmadıysa da, saraydan ayrılması ciddi siyasi sonuçlar doğurdu. Çarın yetkilerini devralan Çariçe Aleksandra, değerli bakan ve subayları görevden alarak yerlerine Rasputin’in aday gösterdiği yeteneksiz kişileri getirmesi ve sarayın ihanet içinde olduğu düşüncesinin halk arasında yayılması çar ailesine karşı beslenen düşmanlığı besledi. Muhafazakarların monarşinin geleceğini kurtarma umuduyla Nikolay’ı tahttan indirme planları yapması ve Rasputin’in Aralık 1916′da öldürülmesi bile Nikolay’ı durumun ciddiyetini kavrayarak gerekli önlemleri almaya yöneltmedi.
Tahttan indirilmesi ve ölümü
Nikolay, 8 Mart 1917′de Petrograd’da (St. Petersburg) başlayan ayaklanmanın ardından kentin komutanına sert önlemler almasını emrederek düzeni sağlamak üzere destek birlikleri gönderdi. Olayların önünün alınamaması sonucunda Nikolay, ordunun da desteğini alan Duma’nın çağrısına uyarak 15 Mart 1917′de Pskov’da kardeşi Mihail lehine tahttan çekildi. Ancak Mihail’in tacı reddetmesiyle Rusya’da bin yıllık monarşi yönetimi son buldu.
Georgi Lvov başkanlığındaki geçici hükümet döneminde Tsarskoye Selo’da gözaltında tutuldu. Ailesiyle birlikte İngiltere’ye gönderilmesi planlansa da daha sonra bundan vazgeçildi. Bolşevik İhtilali’nden hemen önce güvenliği için ailesi ile birlikte Batı Sibirya’daki Tobolsk’a götürüldü.Bolşevik İhtilali’nden sonra da Nisan 1918′de de Urallar’daki Yekaterinburg’a götürüldü. Bolşeviklere karşı savaşan Beyaz Rus kuvvetlerinin bölgeye yaklaşması ve çarı kurtarmaları olasılığı üzerine, yerel yetkililerin kararıyla, 16/17 Temmuz gecesi Nikolay ve ailesi hapsedildikleri evin bodrumunda öldürüldüler. Cesetleri terk edilmiş bir maden ocağına gömüldü. Sovyetler Birliği’nin çöküşünden sonra 1998′de yapılan devlet töreniyle ailesiyle birlikte St. Petersburg’da defnedildi.
Jun
30
İrfan
Güzel Sanatlar Akademisi Yüksek Dekoratif Sanatlar Bölümü, Sahne ve Görüntü Sanatları İhtisas atölyesinden mezun oldu.
Akedeminin ikinci sınıfındayken Oğuz Aral’la tanıştı. Gırgır dergisinde profesyonel olarak karikatür çizmeye başladı. (5 Ocak 1975) Bu arada Porof Zihni Sinir tipini buldu.(30 Ocak 1977)
5 arkadaşı ile birlikte Mikrop dergisini çıkardı.
Daha sonra Hıbır dergisi yönetiminde bulundu.
Sarkis Paçacı ve Ergün Gündüz ‘le birlikte Hayal Mahsulleri Ofisi adıyla bir şirket kurup RR Resimli Roman dergisini çıkardı.
Karikatür-heykel çalışmalarında bulundu.
Sonra yine arkadaşlarıyla birlikte çıkardığı HBR Maymun dergisi kurucu ve yöneticisi olarak çalıştı.
100 orijinal karikatürden oluşan bir sergi açtı.
Arnavutköy’deki atolyesinde procelerin 3 boyutlularını üretmeye başladı.
www.zihnisinir.com sitesini yayına açtı.
Vizontele filminin baş karakterinin bisikleti, atölyesi ve çeşitli elektronik ve mekanik aletlerini hazırladı.
Çeşitli reklam filimlerine özel efektler ve çizgi filimler yaptı.
Porof.Zihni Sinir ve proceler kitabı Tubitak popüler bilim kitapları serisinden yayınlandı.
Arnavutköy’deki atölyesini Taksim de Lamartin caddesine taşıdı.
Atölye, ofis ve showroom’u olan yeni yerinde çalışmalarına devam ediyor.
Şu anda Bilim-Teknik dergisinde her ay Porof. Zihni Sinir’i çiziyor.
En son mezun olduğu okul: Güzel Sanatlar Akademisi Yüksek Dekoratif Sanatlar Bölümü, Sahne ve Görüntü Sanatları İhtisas atölyesi
Dış bağlantılar
- Resmi zihnisinir.com
- Hayal Saati
Jun
30
Böylece ihtiyaç Bilgi kitabı
Filed Under Uncategorized | Leave a Comment
Bilgi Kitabı (The Knowledge Book), adından ilk kez, 1970′li yıllarda İsrailli psişik Uri Geller’in medyumluğuyla alınan bir tebliğde söz edilen, hazırlanmış olmakla birlikte,zamanı geldiğinde insanlığa sunulacağı belirtilen meçhul bir kitap. İçinde, insanların anlayış düzeyini yükseltecek, insanlığın ihtiyaç duyduğu bilgilerin apaçık biçimde bulunduğu ileri sürülür.Fakat bu kitabın yeni bir din kitabı olmadığı da belirtilir. Bugüne dek bu haberden yararlanmak isteyen çeşitli istismarcı gruplar ortaya çıkmış ve ellerinde böyle bir kitabın bulunduğunu iddia etmişlerse de, sözkonusu kitabın halen (2006)insanlığa sunulmamış olduğu bilinmektedir.
Dış Bağlantı
BİLYAY’a göre Bilgi Kitabı
Jun
30
Kurulan banka SK Slavia Prag
Filed Under Uncategorized | Leave a Comment
Slavia Prag , Prag şehrinde kurulan bir Çek futbol kulübüdür. 1892′da kurulan bu kulüp maçlarını 19.023 kapasiteli Evžena Rošického Stadyumu’nda oynamaktadır.
Başarılar
- Mitropa Cup (1 kere): 1938
- Çek Cumhuriyeti Şampiyonu (5 kere): 1996,1943,1943,1941,1940
- Çekoslavakya Şampiyonu (10 kere): 1948,1947,1937,1935,1934,1933,1931,1930,1929,1925
Unutulmaz Oyuncular
- Josef Bican
- František Plánička
- Vlastimil Kopecký
- Jan Lála
- Alexa Bokšay
- Jan Suchopárek
- Antonín Puč
Jun
30
Mevduat faiz Fon (ekonomi)
Filed Under Uncategorized | Leave a Comment
Fon, Sermaye Piyasası Kurulu’nca yetkilendirilmiş kurumların yatırımcılardan topladığı birikimlerle riski dağıtmak amacıyla içerisinde birden çok hisse senedi, devlet tahvili, döviz, değerli maden ya da faiz getirili değerli kağıt olacak şekilde çeşitlendirerek oluşturduğu portföydür. Yatırımcılar fondaki birikimlerine karşılık bir katılım belgesi alırlar. Faiz fonları, hisse senedi fonları, karışık fonlar ve nesil fonları olarak çeşitlenir. Sermaye piyasalarında büyük işlem hacmine sahip olan bir yatırım enstrümanıdır.
Jun
27
Girişmek Türkiye Milli Bankası
Filed Under Uncategorized | Leave a Comment
1909 yılında İstanbul’da kurulan Osmanlı anonim şirketi yapılanmasındaki banka. Fransızlara rakip olarak İnglizler tarafından kurulan banka Osmanlı’da ticari ve sınai girişimlerde bulunmak, taahhüt işlerine girişmek, her çeşit banka işlemleri yapmak ve devletin, belediyelerin borç almalarına katılmak ve taşınır kıymetler ihracına aracı olmak amacını gütmekteydi. Türk Milli Bankası’nın hakim ortaklarından Kalust Sarkis Gülbenkyan olduğu daha sonraları ortaya çıkacaktı. Banka Türk Petrol Şirketi’nin kurulumuna aracılık ettikten kısa bir süre sonra tasfiye edildi.
Jun
27
Ortaklarından Rick Rubin
Filed Under Uncategorized | Leave a Comment
Frederick Jay Rubin (d. 10 Mart 1963, Lido Beach, New York) defalarca Grammy kazanmış Amerikalı müzik prodüktörüdür. Özellikle rap ve heavy metal’i birleştirmesiyle (rapcore olarak da bilinir) ve Johnny Cash ile yaptığı albümlerle tanınır. Müzik kanalı MTV kendisini “son 20 yılın en önemli prodüktörü” olarak tanımlamıştır.What’s Up With That Bearded Guy From The ‘99 Problems’ Video? - MTV.com
Prodüktörlüğün yanısıra Beastie Boys grubunun ilk dönemlerinde grubun DJ’liğini de yapmıştır. Aynı zamanda Russell Simmons ile birlikte Def Jam Records’ın kurucu ortaklarından ve American Recordings’in de kurucusudur. 2007 yılında Rubin Time dergisinin Dünyanın En Etkili 100 Kişisi listesinde yeralmıştır.
Konu başlıkları |
Def Jam dönemi
Rubin Long Beach Lisesi’nde öğrenciyken okulun Ses ve Görüntü Müdürü Steve Freeman ile ahbaplık kurdu. Freeman kendisine gitar ve şarkı yazımı ile ilgili dersler verdi ve The Pricks adında bir punk grubu kurmasına yardımcı oldu. Son senesinde okulun dört kanallı kayıt cihazını kullanarak Def Jam’i kurdu. New York Üniversitesi’ne girdikten sonra Hose adında bir art-punk grubunda gitar çalmaya başladı. 1982′de Hose’un single’ı Def Jam’in ilk plağı olarak 45′lik formatında yayımlandı. Grup New York’da, ülkenin batısında ve Kaliforniya’da Meat Puppets, Hüsker Dü, Circle Jerks ve Butthole Surfers gibi yarı punk gruplarıyla konserler verdi. Grup 1986 yılında dağıldı ve Rubin’in ilgisi New York’daki Hip Hop ortamına kaydı.
Zulu Nation’dan DJ Jazzy Jay ile ahbaplık kuran Rubin, hip hop prodüksiyonunu öğrenmeye başladı. 1983 yılında ikisi rapçi T La Rock için It’s Yours adlı parçanın prodüksiyonunu yaptı ve kendi bağımsız plak şirketleri Def Jam’den yayımladılar. Prodüktör Arthur Baker 1984′te kendi şirketi Streetwise Records aracılığıyla plağın dünya çapında dağıtımını sağladı.
Jazzy ay Rubn’i konser organizatörü ve menajer Russell Simmons ile tanıştırdı ve Rubin, Simmons’a Def Jam’i düzlüğe çıkarmak için yardıma ihtiyacı olduğunu anlattı. Simmons ve Rubin Jazzy Jay’i saf dışı bırakıp 1984 yılında Rubin hâlen New York Üniversitesi’nde okurken Def Jam’i resmen kurdular. Yayımladıkları ilk plak LL Cool J’in “I Need a Beat”iydi. Rubin Bronx, Brooklyn ve Harlem’in dışında Queens, Staten Island ve Long Island’dan rapçiler bulmak için harekete geçti ve sonunda Public Enemy grubunu Def Jam’e bağladı. Beastie Boys’un “Rock Hard”/”Party’s Gettin’ Rough”/”Beastie Groove” adlı EP’si ve Run D.M.C. Rubin’in prodüksiyondaki başarısının göstergesi oldu. Prodüksiyonlarının belirleyici özelliği zaman zaman rap ile sert rock müziği birleştirmesiydi.
Aerosmith grubunun Walk This Way isimli parçasının Aerosmith ve Run D.M.C. tarafından 1985 yılında yeniden yorumlanması Rubin’in fikriydi. Şarkının bu yeni yorumu hem rap-hard rock’ı (rapcore olarak da adlandırılır) daha geniş kitlelere duyurmuş, hem de Aerosmith’in kariyerini yeniden canlandırmıştı. O sene Yılın Prodüktörü dalında Grammy kazandı.
Def American dönemi
1988′de Simmons ve Rubin, kısmen Rubin’in Def Jam başkanı Lyor Cohen ile verdiği iktidar mücadelesini kaybetmesi nedeniyle yollarını ayırdılar. Simmons New York’da Def Jam’de kaldı Rubin ise Kaliforniya’ya Los Angeles’e yerleşerek Def American’ı kurdu. Los Angeles’da Slayer, Danzig, Masters of Reality ve Wolfsbane gibi sert rock gruplarının yanı sıra The Jesus and Mary Chain ve Amerikalı komedyen Andrew Dice Clay gibi indie müzisyenleri bünyesine kattı. Rubin ayrıca Red Hot Chili Peppers’ı geniş kitlelere tanıtan Blood Sugar Sex Magik albümünün de prodüktörlüğünü yaptı. Rap ile alakasını sürdürerek Geto Boys’u bünyesine kattı ve Public Enemy, LL Cool J ve Run DMC ile çalışmaya devam etti.
American Recordings dönemi
Def kelimesi Hip Hop camiasında “harika” ya da “büyük” (İngilizce great) anlamına gelen argo bir kelimeydi. Ancak Rubin 90′ların başında kelimenin fazlasıyla yaygınlaştığına karar vererek 1993 senesinde Def kelimesinden vazgeçti şirketinin adını American Recordings yaptı.
Yeniden isimlendirilen firmadan çıkan ilk başlıca yapıt 1994 yılında çıkan Johnny Cash’s American Recordings oldu. Albüm altı cover (bir başkasının bestesini yeniden yorumlamak) parçadan oluşuyordu. Albüm Johnny Cash’in kariyerinin yeniden canlanmasını sağlamıştır. Bu cover formülü Cash’in sonraki dört albümünde de tekrarlanmıştır. Bunlar Unchained, Solitary Man, The Man Comes Around (Cash’in ölümünden önce çıkan son albümü), and A Hundred Highways. The Man Comes Around albümündeki Give My Love to Rose ile 2003 yılında Cash En İyi Erkek Country Vokali dalında Grammy ödülü almış ve Fiona Apple ile birlikte seslendirdiği Bridge Over Troubled Water parçasıyla da En İyi Country Vokal Düeti dalında aday gösterilmiştir. Rubin Cash’e Nine Inch Nails’in Hurt isimli parçasını dinletmiş ve Cash’in yorumladığı şarkı şarkıcının son yıllarının belirleyici şarkısı olmuştur.
Rubin başka yaşlı sanatçıların albümlerinde de çalıştı. Bunlardan bazıları Mick Jagger’ın Wandering Spirit (1993), Tom Petty’s Wildflowers (1994) ve Donovan’ın Sutras (1996) adlı albümleridir.
2007 yılında Rubin The Dixie Chicks, Justin Timberlake, Red Hot Chili Peppers, U2 ve Johnny Cash ile yaptığı çalışmalarla Klasik dışı alanda Yılın Prodüktörü dalında Grammy kazandı.
Alameti farikası
Rubin’in bir yapımcı prodüktör olarak en büyük özelliği yaylılar, destek vokalleri ve reverb (yankı) gibi klişeleşmiş prodüksiyon unsurları yerine çıplak vokal ve enstrüman kullanımını tercih etmesidir. Ancak 2000′ler ile birlikte Rubin diğer unsurları da kullanmaya başlamıştır.
Prodüktörlüğünü yaptığı albümler
- 1985: Radio - LL Cool J
- 1986: Licensed to Ill - Beastie Boys
- 1986: Raising Hell - Run-DMC
- 1986: Reign in Blood - Slayer
- 1987: Electric - The Cult
- 1988: Danzig - Danzig
- 1988: Tougher Than Leather - Run-DMC
- 1988: South of Heaven - Slayer
- 1988: Masters of Reality - Masters of Reality
- 1989: Dice - Andrew Dice Clay
- 1989: Live Fast, Die Fast - Wolfsbane
- 1990: Trouble - Trouble
- 1990: Danzig II: Lucifuge - Danzig
- 1990: Seasons in the Abyss - Slayer
- 1991: Nobody Said It Was Easy - The Four Horsemen
- 1991: Manic Frustration - Trouble
- 1991: Decade of Aggression - Slayer
- 1991: Blood Sugar Sex Magik - Red Hot Chili Peppers
- 1992: Danzig III: How the Gods Kill - Danzig
- 1992: King King - Red Devils
- 1993: Thrall: Demonsweatlive - Danzig
- 1993: Wandering Spirit - Mick Jagger
- 1993: 21st Century Jesus - Messia
- 1994: Danzig IV - Danzig
- 1994: American Recordings - Johnny Cash
- 1994: Divine Intervention - Slayer
- 1994: Wildflowers - Tom Petty
- 1995: One Hot Minute - Red Hot Chili Peppers
- 1995: Ballbreaker - AC/DC
- 1995: God Lives Underwater - God Lives Underwater
- 1995: Empty - God Lives Underwater
- 1996: Songs and Music from “She’s the One” - Tom Petty and the Heartbreakers
- 1996: Unchained - Johnny Cash
- 1996: Undisputed Attitude - Slayer
- 1996: Sutras - Donovan
- 1998: “Let Me Give the World to You” - The Smashing Pumpkins (yayımlanmamış bir şarkı)
- 1998: Northern Star - Melanie C (”Suddenly Monday” ve “Ga Ga”)
- 1998: VH1 Storytellers: Johnny Cash & Willie Nelson - Johnny Cash & Willie Nelson
- 1998: Diabolus in Musica - Slayer
- 1998: System of a Down - System of a Down
- 1998: - South Park
- 1999: Californication - Red Hot Chili Peppers
- 1999: Echo - Tom Petty And The Heartbreakers
- 1999: Loud Rocks - V/A (”Shame”, System of a Down ve Wu-Tang Clan, “Wu-Tang Clan Ain’t Nothing Ta Fuck Wit” Tom Morello, Chad Smith ve Wu-Tang Clan)
- 1999: The Globe Sessions - Sheryl Crow (”Sweet Child O’Mine”)
- 2000: - Johnny Cash
- 2000: Paloalto - Paloalto
- 2000: Renegades - Rage Against the Machine
- 2001: Amethyst Rock Star - Saul Williams
- 2001: The War of Art - American Head Charge
- 2001: Breath of the Heart - Krishna Das
- 2001: The Final Studio Recordings - Nusrat Fateh Ali Khan
- 2001: Toxicity - System of a Down
- 2002: - Johnny Cash
- 2002: By the Way - Red Hot Chili Peppers
- 2002: Audioslave - Audioslave
- 2002: Steal This Album! - System of a Down
- 2003: Results May Vary - Limp Bizkit (Terry Date ve Jordan Schur ile)
- 2003: Unearthed - Johnny Cash
- 2003: Door of Faith - Krishna Das
- 2003: De-Loused in the Comatorium - The Mars Volta (Omar Rodriguez-Lopez ile)
- 2003: The Black Album - Jay-Z (”99 Problems”)
- 2003: Live at the Grand Olympic Auditorium - Rage Against the Machine
- 2003: Heroes and Villains - Paloalto
- 2004: Vol. 3 (The Subliminal Verses) - Slipknot
- 2004: Armed Love - The (International) Noise Conspiracy
- 2004: Crunk Juice - Lil’ Jon and the East Side Boyz (”Stop Fuckin’ Wit Me”)
- 2005: Make Believe - Weezer
- 2005: Fijación Oral Vol. 1 - Shakira
- 2005: Oral Fixation Vol. 2 - Shakira
- 2005: Out of Exile - Audioslave
- 2005: Mezmerize - System of a Down
- 2005: Hypnotize - System of a Down
- 2005: 12 Songs - Neil Diamond
- 2006: Christ Illusion - Slayer
- 2006: Stadium Arcadium - Red Hot Chili Peppers
- 2006: Taking the Long Way - Dixie Chicks
- 2006: - Johnny Cash
- 2006: FutureSex/LoveSounds - Justin Timberlake (”(Another Song) All Over Again”)
- 2006: The Saints are Coming - U2 ve Green Day (single)
- 2007: Minutes to Midnight - Linkin Park
- 2007: Fixing Cities - The (International) Noise Conspiracy
- 2007: Metallica’nın dokuzuncu stüdyo albümü - Metallica
- 2007: American VI - Johnny Cash
- 2007: Heroes and Thieves - Vanessa Carlton (Irv Gotti, 7 Aurelius ve Stephan Jenkins ile)
- 2007: Dancing for the Death of an Imaginary Enemy” - Ours
- 2007: “Better Than I’ve Ever Been” - Kanye West, Nas, KRS-One (single)
- 2007: Rock and Roll Jesus - Kid Rock
- 2008: “Yeni albüm” - Weezer
- 2008: “Yeni albüm” - U2
- 2008: Slipknot’un dördüncü stüdyo albümü - Slipknot
Dış bağlantılar
- MySpace’de kendisi için açılan sayfa
Kaynak
Notlar
Jun
27
İnsan kaynakları planları ile sistemin bütünleştirilmesi, kariyer yollarının belirlenmesi, kariyer bilgisinin artırılması için açık işlerin duyurulması, çalışanların başarımlarının değerlendirilmesi, astlara kariyer danışmanlığı yapılması, iş deneyimlerinin artırılması ve eğitim programlarının düzenlenmesi etkinliklerinin tümüdür.
Güzel bir kariyer başlangıcı için ziyaret edilebilecek siteler:
isvar.com
Jun
27
Gerekli Öğretim yardımcısı
Filed Under Uncategorized | Leave a Comment
Öğretim yardımcısı, öğretim görevlileri, okutmanlar, uzmanlar, tercümanlar ve asistanlara (araştırma görevlileri) verilen isim.
- Okutmanlar, dil dersleri vermek, eski dilde yazılmış metinleri çözümlemek gibi asıl öğretime yardımcı işlerle uğraşırlar. Fakülte yönetim kurullarının teklifi ve rektörün onayıyla tayin edilirler.
- Uzmanlar, laboratuvarlarda, kütüphanelerde, enstitülerde ve atölyelerde öğretimle doğrudan doğruya veya dolayısıyla ilgili, özel bir bilgiye ihtiyaç gösteren işlerle görevlidirler. Fakülte veya fakültelere bağlı çalışacaklarsa, fakülte yönetim kurulunun teklifi ve rektörün onayıyla tayin edilirler.
- Tercümanlar, yazılı veya sözlü tercüme işlerinde sürekli veya geçici olarak görevlendirilirler. Bunların tayini, uzmanların tayinindeki usule göre yapılır.
- Üniversite asistanları, asistanlık yönetmeliğine göre seçilirler. Başlangıçta asil olarak tayin edilmeyen asistanlar, bu tarihten bir yıl sonra asil kadroya geçerler. Gerekli görülenlerin adaylık süresi bir yıl daha uzatılabilir. Asistanlar, asaletlerinin onanmasından itibaren 4 yıl içinde doktoralarını veya altı yıl içinde uzmanlıklarını vermek zorundadırlar. Bu süre içinde doktor veya uzman olamayan asistanların görevlerine devam edip etmemelerine, kürsü profesörünün teklifi üzerine profesörler kurulu karar verir. Asistanların üniversite dışında herhangi bir işte çalışmaları yasaktır. Kendilerine belirli miktarda üniversite tazminatı ödenir. Asistanlar, yanlarında çalıştıkları profesör veya doçentlerin gerekli göreceği öğretim ve uygulamalarda hazır bulunmak, kendilerine konularıyla ilgili olarak verilecek işleri zamanında ve düzenli olarak yapmak, öğrencilerin çalışma ve uygulamalarına yardım etmek işleriyle görevlidirler.
Jun
27
Emisyon Tıbbi atık imhası
Filed Under Uncategorized | Leave a Comment
Tıbbi atıklar farklı yöntemlerle imha edilir.
- Yüksek sıcaklıklarda imha (Incineration)
- Gömme
- Sterilizasyon
-
- Elektro Beam
- Buhar İle Sterilizasyon
- Kimyasal Malzeme Kullanarak sterilizasyon
== Yüksek Sıcaklıklarda Yakarak İmha ==
Bu sistem eskiden beri kullanılan yöntemdir, atıklar tamamen yok edilirler, bunlar incinerator denen cihazlarda 900 oC sıcaklıkta yakılırlar çıkan gazlar tekrar 1200 derece sıcaklıkta 0.5-2 sn boyunca yakılırlar çıkan gazlar çeşitli filtre sistemlerinden geçirilerek çevreyi kirletmeyecek emisyon değerlerine getirilirler.Incinerator
Gömme
Türkiyede birkaç şehirde uygulanan ilkel bir sistemdir. Atıklardan çıkan sıvılar yeraltı sularına karışarak çeşitli hastalıklara neden olduğundan kullanışlı değillerdir. Tuz havzalarında derine gömme yöntemide kullanılan bir yöntemdir.
Sterilizasyon
Enfekte atıkları steril etmek için kullanılan birçok değişik yöntem vardır ancak sonuçta katı atıklar yok olmadığından yine yakma sistemi kullanılmak zorunludur. Tüm tıbbi atıklar için geçerli bir yöntem değildir.
Jun
27
Gerektiği Kaptan Venüs (çizgi roman)
Filed Under Uncategorized | Leave a Comment
Kaptan Venüs, Ali Recan tarafından 1978 yılında (o dönemin sosyo-kültürel özelliklerini taşıyarak) yaratılmıştır.
Uzay çağında geçen macera, korku ve bilimkurgu yayınıydı. Kaptan Venüs sarışın son derece seksi bir kadındı. Tüm hikayelerinde de vucuduna yapışık kırmızı bir elbise giyer, bazen de yarıçıplak olurdu.
Kaptan Venüs’te erotizme gerektiği kadar, üstelik çoğu kez seviyeli bir şekilde yer verilmiştir. Örneğin ilk macera olan Uzayda Kaybolan Kadının girişindeki bölüm ya da yine aynı sayının 13. sayfasındaki kareler oldukça estetik bir anlayışla tasarlanmıştır.
Jun
25
Olan hesaba Para Piyasası Ortak Fonu
Filed Under Uncategorized | Leave a Comment
Para Piyasası Ortak Fonu, küçük tasarruf sahiplerinin tasarruflarının toplanıp para piyasası menkul kıymetlerine yatırılması sonucunda elde edilen faiz gelirleri tasarruf sahiplerine hisseleri oranında dağıtılmasıdır. Böylece bankalar küçük tasarruf sahiplerini kendilerine bağlamış olurlar. Bu hesaba çek yazılabilir.
Jun
24
Banka işlemleri Döviz piyasaları
Filed Under Uncategorized | Leave a Comment
Yatırım, hedging, spekülasyon amacıyla yapılan hareketlerin gerçekleştiği döviz piyasaları 24 saat açıktır. Açılış Sidney ve Tokyo’da olur, Hong Kong ve Singapur, Bahreyn ile sürer Avrupa piyasalarına geçer. Frankfurt, Zürih, Londra’dan New York, Chicago piyasalarına ve Los Angeles ve San Fransisco’ya devam eder. İşlem hacmi, dünya ticaret hacminin 50 katından fazladır. İşlemlerde ağırlık Amerikan doları ve Alman markı, Amerikan doları ve yen üzerindedir. Günlük işlem hacmi, milyar dolar temelinde en fazla İngiltere, ABD, Japonya, Singapur’dadır.
İşlemlerin çekirdeğinde aracı ticari bankalardır. Merkez bankaları kur ve faiz istikrarı sağlar. Bankalar doğrudan, Interbank ile, aracılar ve brokerlar ile, merkez bankaları ile, Hazine ile çalışırlar. Bankaların döviz piyasasındaki riskleri politik, transfer riskleri olarak sistematik olabilir. Riskler finansal da olabilir ve kur ve faiz riskleri şu pozisyonları içermektedir: spot, forward, swap, opsiyon. Ayrıca çalışanların riskleri de işlemleri etkiler: performans, zayıflık, hırs, eğitimsizlik, stres, yanlış anlamalar, dil sorunu, yazım hataları, takım uyumsuzluğu, headhunters, iletişim sistemleri.
Döviz piyasaları bir ülke parasının başka bir ülke parasıyla değişimi işlemleridir. Yabancı para ve mevduat hesaplarının değişimi olarak aktifler spot ve forward biçimlerinde para fonlarında dönüşür. Kullanılan ortam elektroniktir. Kur, bir para biriminin diğer para birimi karşısındaki fiyatıdır. Kotasyonları çift taraflıdır: alış-satış. Alış ve satış arasındaki farka spread denir. Bir para, baz döviz alınır ki, bu ABD dolarıdır. Kurlar, direkt veya dolaylı olarak gösterilir. Yurtiçi piyasalarda, yerli para içermeyen gösterimler çapraz kur, uluslararası piyasalarda ABD dolarını içermeyen kurlar çapraz kur olarak tanımlanır.
Türkiye’de para piyasaları
Türkiye’de modern para ve döviz piyasaları 24 Ocak 1980 Kararları ile harekete geçmiştir. Bu tarihten önce ithal ikameci, korumacı sistem vardı. Devletçe belirlenen sabit kur sistemi, karaborsa ve yastıkaltı sektörlerine yol açıyordu. 24 Ocak Kararlarıyla ABD doları 47.70′ten 70.00 liraya yükseltilerek devalüasyon yapıldı. Esnek ve günlük kur sistemine geçildi, fiyatlar serbestçe piyasada belirmeye başladı. TPKKK 29 aralık 1983′te kaldırıldı, kredi ve mevduat faizleri serbest bırakıldı. 30 temmuz 1981′de SPK kabul edildi. Döviz girişi her tür yoldan serbestleştirildi. 1989′da altın piyasası kuruldu.
Türkiye’de döviz işlemleri Serbest piyasada, TCMB denetimindeki döviz ve efektif piyasasında, bankalararası piyasasında olmak üzere üç piyasada gerçekleştirilmektedir. Serbest piyasada işlemler efektiftir. Merkez bankası piyasasında ise, Merkez Bankası, bankalararası döviz hareketlerini yönetiyor, kaynakları etkin olarak kullandırıyor, Türk lirasının yabancı paralar karşısındaki değerini ayarlıyor. Döviz işlemleri en yoğun olarak bankalararası piyasada gerçekleşmektedir.
Jun
24
Alaüddeyle Bozkurt Bey Dulkadiroğulları Beyi. Osmanlı Padişahı II. Bayezid’in kayınpederi olan Bozkurt Bey önceleri damadı ile beraber hareket etti. Ancak sonraları Memluklar’a yanaştı. Osmanlı Devleti’nin yerine atadığı kardeşi Şah Budak Bey’i Memluklar’ın yardımı ile yendi. Bu savaştan sonra kardeşi Şah Budak Bey Kahire’ye gönderilerek idam edildi.
Jun
23
T.C.M.B. hesaplarınde Ankes
Filed Under Uncategorized | Leave a Comment
Ankes, bankaların, taahhütlerini (mevduat ve cari hesaplardan nakit ödemeler ve diğer nakit ödeme gerektiren durumlar) yerine getirmek üzere hazır bulundurulan efektif parayı ve emisyon yapmaya yetkili bankaların çıkardıkları banknotlara karşılık olarak kasalarında hazır bulundukları gümüş ve altın rezervlerini ifade eder.
Her bankanın zorunlu olarak gerçekleştirmesi gerektiği günsonu işlemleri neticesinde, her banka elindeki fazla banknot ve dövizleri T.C.M.B.’NIN en yakın ilgili şubesine götürerek, o bankaya ait olan hesaba yatırır, böylece ihtiyaç fazlası parasal değer, T.C.M.B. hesaplarınde değerlendirilir.
Birçok banka, şubelerini akşam gerçekleştirdikleri günsonu neticesinde, kasalarında fazla para bulundurmamaları yönünde yönlendirir. Güvenlik ve atıl paranın değerlendirilmesi anlamında ankes yönetimi, her bankanın nakit işlemleri ile uğraşan tüm birimlerinde iyi yapılması gerekli bir prosedürdür.
Jun
23
Bankası’nın Trablusgarp Savaşı
Filed Under Uncategorized | Leave a Comment
Trablusgarp Savaşı, 1911-12 yılları arasında Osmanlı Devleti ve İtalya Krallığı arasında geçen bir savaştır. Bazı (özellikle yabancı) kaynaklarda “1911-12 Türk-İtalyan Savaşı” olarak da geçer. Adı, “Trablusgarp Savaşı” olmasına rağmen çarpışmalar, Trablusgarp’ın (bugünkü Libya) dışında, Adriyatik Denizi, Ege Adaları, Çanakkale Boğazı ve Kızıldeniz gibi çeşitli bölgelerde de sürmüştür. Bu savaşı İtalya, diğer büyük devletlerin ve Balkan Savaşı’nın sayesinde kazanarak sömürgelerini arttırmıştır
Konu başlıkları |
Savaşın Nedenleri ve Öncesi
16. yüzyılda başlayan sömürgeleştirme hareketlerinin dışında kalan İtalya, 19. yüzyılda siyasi birliğini sağladığında sömürgelerin çoğu İngiltere ve Fransa tarafından paylaşılmıştı. 1881′de İngiltere’nin Mısır’ı işgali, ardından da Fransa’nın 1882′de Cezayir ve Tunus’u ele geçirmesinden sonra, İtalyanlar, Kuzey Afrika’da kalan son Türk toprağı olan Trablus’la ilgilenmeye başlamışlardı. Aslında deniz aşırı bir imparatorluk kurmak isteyen İtalya’nın Trablus’la ilgilenmesi yeni değildi. 1890 yılında, İtalyan başkanı Francesco Crispi’nin, bir İngiliz lorduna [1] yazdığı özel bir mektupta, Trablus’la ilgilendiklerini belirttiği bilinmektedir. Ancak Crispi 1891′de başkanlıktan inince, Trablusgarp planları da rafa kalktı ve savaş 20 yıl beklemiş oldu.
1898 yılında İngiltere ve Fransa arasında, Kuzey Afrika’daki sömürgelerin paylaşımı yüzünden çıkan Faşoda Olayı (”krizi” de denir) sonunda Kuzey Afrika’nın paylaşımı yapıldı ve böylece Trablus da İtalya’ya bırakıldı.
1902 yılından itibaren İtalya, Trablus üzerinde bir “Barışçıl İşgal” politikası uygulamaya başladı. Buna göre Roma Bankası’nın maddi desteğiyle ekonomik ve ticari alanlarda bir takım girişimler başladı. Böylelikle kurulan fabrikaların ve diğer işyerlerinin, gerekirse silahlı bir saldırıya zemin hazırlaması amacı güdülüyordu. Ancak Türk tarafı, bu ard niyetli ekonomik gelişimi durdurabilmek için çok çaba sarfederek, sonunda önünü kesmeyi başardı. Ortaya çıkan büyük mali çöküntü sonunda, hissedara alacaklarının ödenebilmesi için, Roma Bankası, İngiliz ve Alman finansörlerle görüşmeye başladı.
Bunun yanında, Almanya, Üçlü İttifak’ta beraber olduğu İtalya’nın Trablus’a sahip olmasını istemiyordu. Çünkü Kuzey Afrika’daki bu bölgeyi ileride kullanabileceği bir istasyon olarak görüyordu.
GÖZDE
Savaş Başlıyor
1911 yılının eylül ayında Trablus meselesi, İtalyan basınında yer almayı başardı. Basında yer alan iddialara göre Osmanlılar, İtalyanlar’a adaletsizce davranmakla beraber, Almanlarla da çeşitli entrikalar çeviriyordu. 26 Eylül’de, silah ve cephane taşıyan bir Osmanlı gemisi Trablus’a ulaştı. Bir gün sonra İtalyan yönetimi, Osmanlı’ya bir ültimatom vererek, 48 saat içinde Trablus’un İtalyan yönetimine bırakılmasını ve İtalya’ya yıllık vergi verilmesini talep etti. 29 Eylül’de İngiliz ve Fransız hükümetlerinin desteğini de arkasına alan İtalya, Osmanlı’ya savaş ilan etti. Aynı gün İtalya’nın Adriyatik Denizi’ndeki bazı Osmanlı gemilerini batırması üzerine, Avusturya bu bölgede savaşılmasını yasakladı. 30 Eylül’de Trablus şehri bombardımana tutuldu. Kenti eski silahlarla savunmaya çalışan 8000 kişilik Osmanlı kuvveti dayanamadı ve 5 Ekim’de İtalyanlar şehri ele geçirdi. Bunun üzerine Osmanlı kuvvetleri kıyıdan 15 km içeriye çekildiler. 18 Ekim’de Derne’yi, 20 Ekim’de de Bingazi’yi ele geçiren İtalyanlar, buralara asker çıkartmaya başladılar. 23 Ekim’de saldırıya geçen Osmanlı ordusu, İtalyanları kuşatmış ve uzun süren savaştan sonra İtalyanlar kurtulmuşlardı. 26 Ekim’de yapılan bir başka Osmanlı saldırısı, İtalyan kuvvetlerinin büyük kayıp vermesine rağmen geri püskürtüldü. 5 Kasım’da İtalyan resmi gazetesi, Trablusgarp’ın İtalya tarafından ilhak edildiğini yayımlamışsa da bu henüz gerçekleşmemişti. Osmanlı direnişi karşısında İtalyan kuvvetleri sahilden fazla uzaklaşamamışlardı.
Enver, Mustafa Kemal, Fuat (Bulca), Nuri (Conker) ve Fethi (Okyar) gibi Osmanlı subayları gizli yollarla Trablusgarp’a gelip (Örneğin Mustafa Kemal, buraya “gazete muhabiri Şerif Bey” adıyla Mısır üzerinden ulaşmıştır) buradaki kuvvetleri düzenleyerek, İtalyanlara rahat vermeyecek şekilde sürekli saldırılar başlattılar. Enver, yaptığı bir gazete röportajında, “Buraya geldiğimde 900 çöl savaşçısı bulmuştum. Şimdi ise elimin altında 16,000 talimli asker var” diyerek durumu ortaya koymaktadır. Bu ordu, yapılan savaşlar sonucunda 2 makineli tüfek, 250 tüfek, 2 top, sayısız mermi ve 10 tane de katır ele geçirmiştir.
Yerel halkın da desteklediği direnişe Sunusi tarikatı şeyhi ve adamları destek vermişti. Ancak İtalyanların düşündüğünün aksine, buradaki Osmanlı direnişi çok kuvvetli olmuş, Enver, Mustafa Kemal ve Neşet gibi komutanların yönettiği ordular, sayıca çok üstün olan İtalyan kuvvetlerine karşı kahramanca savaşmışlardır. Trablusgarp’taki Osmanlı birlikleri başlıca üç komutanlığa ayrılmıştı:
- Trablus Komutanlığı: Kurmay Albay Neşet
- Bingazi Komutanlığı: Kurmay Binbaşı Enver
- Derne Komutanlığı: Kurmay Binbaşı Mustafa Kemal
Kasım 1911′de İtalyanlar Çanakkale Boğazı’na saldırmak için hazırlıklar yaptılar. Ancak Rusya ticari kaygılardan dolayı buna karşı çıktı.
Kasım ayında İtalyanlar, ekimde boşalttıkları bazı mevzileri tekrar ele geçirdiler. 19 Aralık’ta bir İtalyan kolu, imha olmaktan son anda kurtuldu. Ayrıca bu dönemlerde İtalyan basını Almanya, Avusturya ve Fransa’yı, İtalya’nın başarılarına engel oldukları iddiasıyla suçlamaya başlamıştı.
8 Aralık’ta Trablusgarp’a gelen Mustafa Kemal, 22 Aralık’ta Tobruk Savaşı’nı kazandı. Derne’de 16/17 Ocak 1912 taarruzunda gözünden yaralandı. Bir ay hastanede tedavi gördükten sonra, 6 Mart 1912′de Derne komutanı oldu ve burada başarılı savunma muharebeleri yaptı.
Ocak 1912′de İtalyanlar’ın 100,000 askerine karşılık Bingazi’de 15,000, Trablus’ta da yaklaşık 10,000 Osmanlı askeri savaşmaktaydı. Şubat ve martta İtalyanlar Bingazi’yi tamamen ele geçirdiler. Bunun yanında Beyrut limanındaki iki küçük Osmanlı gemisini batırdılar. Yemen’de Ocak 1911′de başlayan isyan nedeniyle daha savaş başlamadan önce Trablus’taki kuvvetlerin bir kısmı bu bölgeye kaydırılmıştı. Ocak 1912′de İtalyan donanması Kızıldeniz’e girip, buradaki Osmanlı gemilerinden bazılarını batırarak Hudeyde limanını bombalamaya başladı. İtalyanlar’ın bölgedeki varlığı, deniz ulaşımını aksattığı için Yemen isyanının bastırılmasını zorlaştırıyordu.
25 Mart 1912′de Osmanlı’nın koruyucusu görevini üstlenen ve İtalya’nın müttefiki olan Alman İmparatoru, arabuluculuk yapmak için İtalya Kralı’yla Venedik’te görüştü. Ancak bu görüşmeden bir sonuç çıkmadı.
18 Nisan’da İtalyan donanması Çanakkale Boğazı’nı bombalamaya başladı. Bunun üzerine Osmanlı hükümeti boğazları kapattı. Ancak bu hareketin uluslararası ticarete darbesi çok büyük oldu. Rusya’nın tahıl ihracatı milyonlarca dolarlık zarara uğrarken, İngiltere, Bulgaristan, Yunanistan ve Romanya gibi ülkelerin zararları da günlük 100,000 doları buluyordu. Karadeniz’e gidecek olan İngiliz gemileri, Süveyş Kanalı üzerinden Hindistan’a gitmek zorunda kaldılar. Ancak 10 Mayıs’ta Avrupa ülkelerinin baskılarından dolayı boğazlar tekrar ticarete açıldı.
Savaşın Sonu
Bunun üzerine 5 Mayıs’ta İtalyan kuvvetleri Rodos Adası’na çıkarma yaptılar ve 10 gün içerisinde Rodos’u, daha sonraki 2 hafta süre içerisinde Oniki Ada olarak bilinen adalar grubunu ele geçirdi.Böylece 389 yıldır Osmanlı yönetiminde kalmış ,yönetim merkezi Rodos Adası olan Cezair-i Bahr-i Sefid Eyaleti (Oniki Ada) tamamen İtalya’nın eline geçti. 8 Haziran’da Trablus’taki Türk kuvvetleri çöle püskürtüldü. Hazirandan ağustosa kadar süren çarpışmalar sonunda bütün batı sahil şeridi İtalyanların hakimiyetine geçti. 12 Temmuz’da beş İtalyan savaş gemisi, Türk filosuna saldırmak için Çanakkale Boğazı’na girdi. Ancak boğazın girişine Kilitbahir civarında çelik kablolar çekildiği için İtalyanlar ilerleyemeden ağır ateş altında kaldılar ve geri çekildiler (18 Temmuz). Bu, ayrıca savaş içindeki son deniz savaşı olmuştur. Eylülde Osmanlı ve İtalya arasında barış görüşmeleri başladı. İki taraf da savaşın bitmesini istemesine rağmen çatışmalar devam ediyordu. 22 Eylül’de güçlü bir Türk mevkii ele geçirildi. Binbaşı Enver komutasındaki Türk kuvvetleri bazı saldırılar yapsalar da, ağır kayıplar vererek geri çekilmek zorunda kaldılar.
8 Ekim’de Karadağ’ın Osmanlı Devleti’ne savaş ilan etmesiyle Balkan Savaşları başlayınca, Osmanlı Devleti her ne pahasına olursa olsun İtalya’yla barış